İTOGA Manifestosu: Kuraklık Çağında Üretimi ve Tüketimi Yeniden Düşünmek
Kuraklık artık yalnızca mevsimsel bir “hava olayı” değil, hayat biçimimizin doğrudan sonucudur. Sanayi, enerji ve gıda alışkanlıklarımız, yeryüzünün su döngüsünü geri dönülmesi zor bir yöne doğru itiyor.
Kuzey Ege’de, zeytin kökleri her yıl biraz daha derine inmek zorunda kalıyor. Yeraltı suları çekildikçe, toprakla su arasındaki kadim denge bozuluyor. Bu tablo, sadece iklimin değil, bizim üretim ve tüketim tercihimizin aynası.
Resmî veriler, son onyıllarda kişi başına düşen kullanılabilir su miktarının azalırken; et, şeker, kahve gibi ürünlerin tüketiminin arttığını gösteriyor. Yani sorun, “doğa bize ne yapıyor?” sorusunda değil, “biz doğaya ne yaptık?” sorusunda gizli.
İTOGA Çiftliği olarak kuraklığı sadece tarımsal bir zorluk değil, bir yaşam tercihi meselesi olarak görüyoruz. Bu manifesto, hem üretici hem tüketici olarak kendimize sorduğumuz soruların açık bir kaydıdır.
1. Alışkanlıkların Bedeli: Ne Yiyoruz, Ne Kaybediyoruz?
Soframızda sık gördüğümüz bazı ürünler, gerçekte hiç görmediğimiz su kaynaklarına ve ekosistemlere dayanıyor. Bu bölümde amacımız kimseyi “yasaklarla” sıkıştırmak değil; her lokmanın ardındaki görünmeyen bedeli hatırlatmak.
Avokado
Bir kilo avokado üretmek için ortalama 2000 litre su harcanıyor. Talebin hızla arttığı bölgelerde (özellikle bazı Latin Amerika ülkelerinde) avokado bahçeleri için açılan kuyular, yerel halkın içme suyuyla doğrudan rekabete giriyor. Sağlıklı beslenme görüntüsü altında, başka bir coğrafyada ciddi bir su baskısı oluşuyor.
Kahve
Bir fincan kahvenin su ayak izi yaklaşık 140 litre. Tropikal kuşaktaki kahve tarlaları, orman alanlarını daraltırken; iklim krizine bağlı düzensiz yağış rejimi de bu üretimi kırılgan hale getiriyor. Sabah rutinimiz, aslında uzak bir vadideki su dengesiyle doğrudan bağlantılı.
Besi Eti
1 kg sığır etinin ortalama su ayak izi 15.000 litre. Karbon karşılığı ise yaklaşık 27 kg CO₂-eşdeğeri. Bu, bir ailenin aylarca kullanacağı duş suyuna ve yoğun bir emisyona denk geliyor. Mera açmak için yapılan ormansızlaşma da tabloya eklendiğinde, tabağımızdaki bir porsiyon etin sadece ekonomik değil, ekolojik bir bedeli olduğu daha net görülüyor.
Şeker
Şeker pancarı ve mısır şurubu üretimi, yoğun su ve enerji kullanımı gerektiriyor. Şeker tüketimi arttıkça, hem sağlık sistemine hem de tarım sistemine baskı artıyor. Tatlı alışkanlık kültürel olarak çok güçlü; ancak bu güç, çoğu zaman su ve toprak üzerinde görünmeyen bir yük anlamına geliyor.
Bu tespitin ardından soru basit: Bu ürünleri hiç tüketmeyelim mi? Hayır. Soru, “hiç tüketmeyelim” değil; “ne kadar, ne sıklıkla, ne pahasına?” sorusunu sormaya cesaret edip edemediğimiz.
Sayılara Bakış: Ürün Bazında Su ve Karbon Etkisi
| Ürün / Faaliyet | Ortalama Su Tüketimi (L/kg veya L/birim) |
Karbon Salımı (kg CO₂-eq/kg) |
Ekolojik Etki |
|---|---|---|---|
| Sığır eti | 15.000 | 27 | Yüksek |
| Avokado | 2.000 | 2.5 | Orta-Yüksek |
| Kahve | 140 (fincan) | 0.4 | Orta |
| Şeker | 1.500 | 1.8 | Orta |
| Zeytin | 3.000 | 1.1 | Düşük-Orta |
Değerler, literatürde yer alan çeşitli çalışma ve derlemelerden alınmış yaklaşık ortalamalardır.
Grafikler, ürünler arasındaki farkı görsel olarak hatırlatmak için hazırlanmıştır; değerler yaklaşık ve ortalamadır.
2. Suya Dönmek: Yağmur Suyunu Hatırlamak
Aynı sofrayı daha düşük su ayak iziyle kurmanın ilk adımı, tüketimi kısmak kadar suya yaklaşımımızı değiştirmektir. Yağmur suyu hasadı bu açıdan basit ama etkili bir araçtır.
Kuzey Ege’de 100 m²’lik bir çatı yüzeyi, yıllık yağışa bağlı olarak kabaca 60–70 ton su toplayabilir. Basit bir oluk sistemi, bir ön filtre ve kapalı bir depolama tankı ile; bahçe sulamasında kullanılacak suyun önemli bir kısmı yağmurdan karşılanabilir.
Makaleler sayfasında zamanla yağmur suyu hasadı, damla sulama, toprak organik maddesini artırma gibi konuları daha teknik ayrıntılarla da ele alabiliriz. Buradaki amaç, önce fikri yerleştirmek: Yağan yağmur, kaybolmak zorunda değil.
3. Atık Su, Gri Su ve İkinci Şans
Evsel atık suyun önemli bir kısmı, uygun arıtma ve yönlendirme ile “gri su” olarak bahçe ve peyzaj sulamasında yeniden kullanılabilir. Banyo, lavabo ve bulaşık çıkışlarından gelen su, yağ ve kimyasal yükü azaltıldıktan sonra bitkisel arıtma sistemlerinden geçirilebilir.
Gri su kullanımı mutlaka yerel mevzuata, yönetmeliklere ve teknik gerekliliklere uygun olmalıdır. Ama temel fikir nettir: “Atık” dediğimiz suyun bir bölümü, aslında yanlış yönlendirilmiş kaynaktır.
İletişim sayfamız üzerinden bu konularda deneyim paylaşımı yapmak isteyenlerle de her zaman diyaloğa açığız.
4. Enerjinin Suyu: Görünmeyen Tüketim
Su ayak izi sadece tarlada veya mutfakta oluşmaz. Kullandığımız elektrik, yakıt, elektronik ve tekstil ürünleri de ciddi miktarda su tüketimi içerir. Bu yüzden kuraklıkla mücadele, yalnızca “ne yediğimiz” değil; aynı zamanda nasıl yaşadığımız meselesidir.
Enerji ve Ürünlerin Gizli Su Ayak İzi
| Ürün / Faaliyet | Yaklaşık Su Ayak İzi (Litre / birim) |
Açıklama |
|---|---|---|
| Elektrik | 80–100 L / kWh | Termik üretim ve yakıt zinciri dahil ortalama değer |
| Benzin | 8–10 L / litre | Ham petrol çıkarımı ve rafineri süreçleri |
| Akıllı telefon | 10.000–12.000 L / adet | Maden çıkarımı, parça üretimi ve montaj dahil |
| Pamuk tişört | 2.500 L / adet | Pamuk tarımı, iplik ve kumaş işlemesi |
| Plastik şişe | 5–6 L / adet | PET üretimi ve dolum süreçleri |
Değerler, farklı yaşam döngüsü analizi (LCA) çalışmalarından türetilmiş yaklaşık ortalamalardır.
Bu grafik, günlük hayatımızdaki “küçük” kararların bile büyük bir su gölgesi bıraktığını hatırlatmak içindir.
5. Kuzey Ege Modeli: Yaşayarak Üretmek
Kuzey Ege, zeytin ağaçları, maki örtüsü, rüzgârı ve deniziyle, doğası gereği “aşırılıktan uzak” bir coğrafya. İTOGA Çiftliği bu coğrafyada suyu, toprağı ve ağacı birlikte düşünmeye çalışan küçük bir örnek.
Zeytinlikte toprağı mümkün olduğunca az işleyerek yeşil örtüyü koruyor, su buharlaşmasını azaltmaya çalışıyoruz. Ağaçların diplerini açarken kök bölgesinin hava almasını önemsiyoruz. Yağmur suyunu toplama ve yönlendirme sistemleri üzerinde çalışıyoruz. Kimyasal girdiyi düşürmek için biyolojik dayanıklılığı, toprak canlılığını ve dengeli budamayı öne çıkarıyoruz.
Ürünlerimizi (zeytinyağı, arı ürünleri, ürün sepetleri) bir “tüketim nesnesi” olmaktan çok, bu bakış açısının bir sonucu olarak görüyoruz. Bu yüzden İTOGA Shop bir “alışveriş merkezi” değil, üretim hikâyemizin vitrini gibi tasarlanıyor.
6. Sonuç: Tüketmeyi Değil, Sürdürmeyi Öğrenmek
Kuraklık çağında gerçek özgürlük, daha çok tüketebilmekte değil; daha azla, daha anlamlı yaşayabilmekte yatıyor. Bu manifesto, neyi kesin olarak yapmanız gerektiğini söyleyen bir “kurallar listesi” değil; birlikte sorular sormanın bir denemesidir:
- Mevcut tüketim alışkanlıklarımızı gerçekten sürdürmek zorunda mıyız?
- Bir üründen vazgeçersek, aslında neyden vazgeçmiş oluruz; neyi geri kazanırız?
- Soframızı kurarken, suyu ve toprağı da masaya davet ediyor muyuz?
Bizim yanıtımız net: Tüketmeyi değil, sürdürmeyi öğrenmemiz gerekiyor. Bu nedenle, her damlanın, her lokmanın ve her tercihin hesabını soran; ama bunu suçlayarak değil, anlayarak yapan bir dil kurmaya çalışıyoruz.
Makaleler sayfasında bu manifestonun açtığı başlıkları tek tek derinleştirmeye devam edeceğiz. Soruların, cevaplardan daha değerli olduğu bir yolculuk bu.
İTOGA Çiftliği’nin durduğu yer kısaca şudur:
Suyun, toprağın ve emeğin hakkını korumak; üretimden önce bir yaşam biçimidir.
Bu satırları okuyan herkes, bu yaşam biçiminin doğal ortağıdır.


